İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Ahşap kaplı uzun bir koridor; sol duvardaki kafesli pencerelerden gelen ışık zemine desen düşürüyor

Emsal Kararlar Kütüphanesi

Yargıtay, İstinaf ve Anayasa Mahkemesi'nin güncel ve emsal niteliğindeki kararlarını, hukuki incelemelerimizle birlikte bu arşivde bulabilirsiniz.

Yargıtay29.03.2023
2022/1019 2023/267

Bilirkişiyle Hesaplanan Alacak Likit Sayılır mı? İcra İnkâr Tazminatına HGK Cevabı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29 Mart 2023 tarihli kararında itirazın iptali davalarında icra inkâr tazminatının ön şartı olan likit alacak ölçütünü yeniden tarif etmiş ve alacaklı lehine sonuca varmıştır. Uyuşmazlıkta tabela, logo ve promosyon malzemesi üreten bir şirket, sözleşme kapsamında düzenlediği faturaların ödenmeyen bakiyesi için ilamsız takip başlatmış; borçlu işletme borcun bir kısmını kabul ederek ödemiş, kalanına itiraz etmişti. İlk derece mahkemesi itirazı 150.849,70 TL üzerinden iptal edip yüzde yirmi icra inkâr tazminatına hükmetmiş, bölge adliye mahkemesi ise alacak bilirkişi raporuyla belirlendiği için likit olmadığını kabul ederek tazminatı reddetmişti. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi bu kararı bozmuş, bölge adliye mahkemesi direnmiştir. Genel Kurul, likit alacağın borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebileceği alacak olduğunu, faturaya dayanan ve borçlunun ticari defterlerinde kayıtlı bir alacağın hesaplanması için bilirkişiye gidilmesinin bu niteliği değiştirmediğini belirtmiş ve direnme kararını oy çokluğuyla bozmuştur. Karşı oy, alacağın cari hesaptan doğduğunu ve taraflar arasında hesap mutabakatı bulunmadığını öne sürerek tazminatın reddini doğru bulmuştur. Karar, takip alacaklısı lehinedir; bilirkişi incelemesini tek başına tazminat reddi gerekçesi yapan uygulamaya karşı yol gösterir, borçlu için ise itiraz dilekçesindeki kısmi kabulün sonuçlarını hatırlatır.

Kararı İncele
Yargıtay24.03.2022
2021/120 2022/200

TCK 312'den Beraat, Örgüt Üyeliğinden Mahkûmiyet: Katılan Kurum Cezayı Aleyhe Temyiz Edebilir mi?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu kararında, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü nedeniyle yargılanan bir jandarma kurmay albayın dosyasında iki soruyu birlikte ele almıştır. İlki, hükümete karşı suç (TCK m.312) ile anayasayı ihlal ve yasama organına karşı suçların silahlı terör örgütüne üyelikle ilişkisidir. İkincisi, bu amaç suçlardan beraat edip yalnız üyelikten mahkûm edilen sanığın cezasının, katılan kurumların temyizi üzerine aleyhe bozulup bozulamayacağıdır. İlk derece mahkemesi sanığı üç amaç suçtan beraat ettirmiş, üyelikten dokuz yıl hapis cezasına hükmetmiş; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesi ise katılanların temyizini esas alarak cezanın eksik belirlendiği gerekçesiyle hükmü bozmuştu. Genel Kurul, amaç suçlarla üyelik arasında geçitli suç ilişkisi bulunduğunu ve tek iddianameyle açılan davanın ayrı dava sayılamayacağını, ancak üyelik suçundan doğrudan zarar görmeyen katılan kurumların bu mahkûmiyeti temyiz hakkı bulunmadığını kabul etmiştir. Aleyhe bozma kaldırılmış, dosya esastan inceleme için Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmiştir. Oy çokluğuyla verilen karar sanık lehine, katılan kurumların aleyhinedir. Kararda ayrıca hükümete karşı suçun teşebbüsle tamamlandığı, aranan cebrin fiziki cebir olduğu ve hareketin tehlike doğurmaya elverişli olması gerektiği ayrıntılı biçimde açıklanmıştır.

Kararı İncele
Yargıtay13.04.2026
2024/2593 2026/3715

Yumruktan Aylar Sonra Görme Kaybı: Organ İşlevinin Yitirilmesi Faile Ne Zaman Yüklenir?

Yargıtay 12. Ceza Dairesi bu kararında, yüzüne yumruk atılan katılanda yaklaşık üç ay sonra ortaya çıkan retina dekolmanının ve göz içi merceğinin çıkarılıp yapay lens takılmasının faile yüklenip yüklenemeyeceğini incelemiştir. Olay günkü rapor yalnız basit yaralama tespit etmiş, Adli Tıp Kurumu ise arada başka travma bulunmadığının kabulü hâlinde dekolmanın olayla illiyetli olabileceğini ve yaralanmanın organlardan birinin işlevinin yitirilmesi niteliğinde olduğunu bildirmişti. Bölge adliye mahkemesi sanığın katılanın göz rahatsızlığını bildiğini kabul ederek eylemi bilinçli taksirle yaralama saymış ve iki yıl altı ay hapis cezası vermişti. Daire, koşullu dille yazılmış raporun mahkûmiyete yetmediğini, şüphenin sanık yararına değerlendirileceğini belirterek savunmanın istediği özel göz kliniği kayıtları dâhil bütün tıbbi evrakın getirtilmesini ve dekolmanın önceki görme bozukluğuna, başka bir hastalığa ya da yaşa bağlı gelişip gelişmediğinin Adli Tıp Üst Kurulunca incelenmesini istemiştir. Kabule göre ise illiyet kurulursa eylemin taksirle yaralama değil, TCK m.86/1 ve m.87/2-b kapsamında organ işlevinin yitirilmesiyle ağırlaşmış kasten yaralama olduğunu vurgulamıştır. Karar, eksik inceleme nedeniyle sanık LEHİNE bir bozmadır; illiyetin kesin olarak kurulması hâlinde uygulanacak vasıf bakımından ise sanık ALEYHİNE, katılan lehine bir çizgi taşır. Oy birliğiyle verilen karar, ağır neticenin olaydan aylar sonra ortaya çıktığı yaralama dosyalarında tıbbi zincirin nasıl kurulacağını göstermektedir.

Kararı İncele
Yargıtay24.11.2025
2025/7833 2025/9133

İşkence Suçu İçin Belli Bir Amaç Gerekir mi? Basit Yaralanma ve Emirle Darp Sorunu

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bir askerî birlikte rütbeli ve er sanıkların katılana yaklaşık bir ay boyunca uyguladığı darp, ranzaya kelepçeleme ve kalorifer borusuna bağlama eylemlerini işkence suçu sayan onama kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını oy birliğiyle reddetti. Başsavcılık, er sanıkların eylemlerinin sistematik olmadığını ve yaralanmaların basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte kaldığını ileri sürerek fiilin kötü muamele suçu sayılmasını istemişti. Daire, katılanın tutarlı anlatımı, tanık beyanları, tıbbi bulgular ve kısmi ikrarlar ışığında üç noktayı ayırdı: eylemler hiyerarşik yapı içinde, kesintisiz ve aşağılayıcı biçimde icra edildiği için sistematiktir; işkence suçunun oluşması için nitelikli yaralama şartı yoktur, ölçü mağdurun bedensel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik sürekli ihlaldir; er sanıklar konusu suç olan emri yerine getirdikleri için 5237 sayılı Kanun m.24 uyarınca sorumluluktan kurtulamaz. İtiraz dilekçesinde madde gerekçesine atıfla işkencenin belli bir amaçla işlenmesinin aranmadığı da kabul edilmiştir; uyuşmazlık amaç değil süreklilik ekseninde çözülmüştür. Karar mahkûm edilen sanıklar aleyhine, katılan lehinedir; beraat eden üç sanık yönünden beraat hükmü korunmuştur. Dosya 5271 sayılı Kanun m.308/3 uyarınca Ceza Genel Kuruluna gönderildiğinden son söz Genel Kurulundur.

Kararı İncele
Yargıtay04.04.2024
2022/1534 2024/3075

Aynı Kişilerin Tekrarlayan Suçları Örgüt mü, Zincirleme Suç mu Sayılır?

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Ankara'da bankamatiklere kart kopyalama düzeneği yerleştiren üç sanık hakkında kurulan hükümleri sanıklar lehine bozdu. İlk derece mahkemesi iki sanığı suç işlemek amacıyla kurulan örgütü yönetmekten, üç sanığı da her bankamatik olayı için ayrı ayrı sahte kart üretmeye teşebbüs ve sahte kartla yarar sağlama suçlarından mahkûm etmişti. Daire iki soruyu birbirinden ayırdı. Örgüt sorusu yapıya ilişkindir: hiyerarşik ilişki içinde en az üç kişi, belirsiz sayıda suç işlemeye elverişli üye sayısı ile araç ve gereç, suç işleme amacı etrafında fiilî birleşme ve devamlılık aranır; sevk ve idare eden konumunda olmadığı hâlde düzenek kurup gözetleme yapan sanıkların sıfatı yönetici değil üyedir (TCK m.220/2). Zincirleme suç sorusu ise icraya ilişkindir: aynı bankaya karşı aynı suç işleme kararıyla farklı günlerde yapılan kopyalama ve para çekme eylemleri tek zincirleme suçtur; her tarih için ayrı hüküm kurulması fazla ceza tayinidir (TCK m.43). Daire ayrıca kart üretilmemiş olaylarda cihazdaki veriye göre eylemin kişisel verileri ele geçirme suçuna dönüşebileceğini, teşebbüs indiriminin zincirleme artırımından önce uygulanacağını ve sahte kartta etkin pişmanlığın işlemeyeceğini belirtti. Karar 4 Nisan 2024 tarihli ve oy birliğiyledir.

Kararı İncele
Yargıtay21.02.2023
2022/2228 2023/184

Sıfır Araç Boyalı ve Kapısı Değişmiş Çıkarsa Ayıpsız Misliyle Değişim İstenebilir mi?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yetkili bayiden sıfır olarak satın alınan bir otomobilin sol ön kapı, sol arka kapı ve sol arka çamurluğunun boyalı, sol arka kapısının ise değişmiş çıkması üzerine açılan misliyle değişim davasını incelemiştir. İlk derece mahkemesi aracı gizli ayıplı kabul etmekle birlikte misliyle değişimin satıcı için orantısız güçlük doğuracağını belirterek talebi bedel indirimine çevirmiş ve ithalatçı hakkında hüküm kurmamıştır. Bölge adliye mahkemesi bu kararı kaldırmış, bilirkişi kök ve ek raporlarına dayanarak ayıbın imalattan kaynaklandığını, değişim talebi karşılanmayan tüketicinin ayıplı malı kabule zorlanamayacağını belirtmiş ve aracın satıcı ile ithalatçı tarafından ayıpsız misliyle değiştirilmesine hükmetmiştir. Daire, bilirkişi kurulunun sağ ve sol taraftaki parçalar arasında ölçtüğü mikron farkını, kaportanın aynı boyama serisinde boyanmamış olmasını ve boya işleminin oto sanayi ortamında yapılamayacak kadar hassas ve düzgün dağılımlı bulunmasını gerekçesine taşıyarak kararı onamıştır. Karar tüketici lehinedir; satıcı ve ithalatçı aleyhinedir. Kararın uygulamaya yönelik iki mesajı vardır: boya kalınlığının üretici tolerans değerleri içinde kalması tek başına ayıbı ortadan kaldırmaz ve ayıbın önemi ortaya konduğunda misliyle değişim talebi orantısızlık gerekçesiyle bedel indirimine indirgenmez.

Kararı İncele
Yargıtay25.09.2024
2023/53 2024/464

Babaya Hakaret ve Vekâletin Kötüye Kullanılması Mirasçılıktan Çıkarma Sebebi Olur mu?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, oğlunu noterde düzenlenen vasiyetnameyle mirasçılıktan çıkaran bir babanın gösterdiği sebeplerin Türk Medeni Kanunu'nun aradığı ağırlığa ulaşıp ulaşmadığını incelemiştir. Vasiyetnamede iki sebep yazılıdır: oğlun kendisine verilen vekâletnameleri babası ve kardeşleri aleyhine kullanması ve bir tartışma sırasında babasına söylediği ağır sözler. İlk derece mahkemesi çıkarma koşullarının ispatlandığını kabul ederek davayı reddetmiş, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı bozmuş, mahkeme direnmiştir. Genel Kurul, vekâletin kötüye kullanılmasının borçlar hukukundan doğan bir sorumluluk olduğunu ve tek başına çıkarma sebebi sayılamayacağını; karşılıklı bir tartışmada sarf edilen hakaret niteliğindeki sözlerin ise saklı paydan yoksun bırakmayı haklı kılacak ağırlıkta olmadığını belirterek direnme kararını bozmuştur. Karar, aile hukukundan doğan yükümlülüklerin "önemli ölçüde" ihlalinin ilk bentteki "ağır suç" ölçüsüyle orantılı yorumlanacağını, eylemin hem nesnel hem öznel olarak aile bağını koparmış olması gerektiğini ve ispat yükünün çıkarmadan yararlanan mirasçıda olduğunu açıklığa kavuşturmaktadır. Çıkarma sebebi ispatlanamayınca tasarruf yalnızca saklı pay dışında yerine getirilir; mahkeme açık talep bulunmasa da davaya tenkis davası olarak devam eder. Karar mirasçılıktan çıkarılan mirasçı lehine, çıkarmadan yararlanan kardeşler aleyhinedir; ilk iki uyuşmazlık oy çokluğuyla, üçüncüsü oy birliğiyle karara bağlanmıştır.

Kararı İncele
Yargıtay24.10.2018
2017/16112 2018/17854

Tahliye Taahhüdünde Tarihe İtiraz Edilirse İcra Mahkemesi Tahliyeye Karar Verebilir mi?

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, kira sözleşmesinin başında imzalatılan adi yazılı tahliye taahhüdüne dayanan icra takibinde, kiracının belgenin tarihine karşı çıkmasının sonuçlarını ele almıştır. Kiracı, itirazında taşınmazı ilk kiraladığı sırada kendisine formalite diye bir evrak imzalatıldığını söylemiş; icra mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi bu beyanı tarihe yönelik açık bir itiraz saymayarak itirazın kaldırılmasına karar vermiştir. Daire, noterlikçe düzenlenmemiş ya da tasdik edilmemiş bir taahhütte imza kabul edilse bile tarihin inkâr edilmesi hâlinde alacaklının icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyemeyeceğini, uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiğini belirterek bölge adliye mahkemesi kararını kaldırmış ve ilk derece kararını bozmuştur. Karar kiracı lehinedir: taahhüdün kira ilişkisinin kurulduğu sırada imzalatıldığı yönündeki savunma, icra mahkemesindeki dar yargılamada tahliye kararı verilmesini engellemektedir. Kiraya veren açısından sonuç, tahliyenin ancak genel mahkemede açılacak davayla elde edilebileceği ve tarihin boş bırakıldığı iddiasını kiracının yazılı delille ispatlaması gerektiğidir. İnceleme, itiraz dilekçesindeki ifadenin nasıl nitelendirildiğini, bölge adliye mahkemesinin itiraz sebebinin genişletilemeyeceği yönündeki gerekçesinin neden yeterli görülmediğini ve tarafların bundan sonra izleyebileceği yolları ele almaktadır.

Kararı İncele
Anayasa Mahkemesi19.01.2022

Adli Kontrolde İmza ve Yurt Dışı Yasağında Geçen Süre Cezadan Düşer mi?

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, yurt dışına çıkamama ve haftada iki gün kolluğa giderek imza atma şeklindeki adli kontrol tedbirlerinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale oluşturmadığına, bu tedbirlerin Anayasa'nın 23. maddesindeki seyahat özgürlüğü kapsamında kaldığına karar vermiştir. Başvurucu, beraat kararına rağmen adli kontrolün sürdürülmesinin ölçüsüz olduğunu ve imza yükümlülüğünün gündelik hayatını kısıtladığını ileri sürmüştü. Mahkeme, kişi hürriyeti ile seyahat özgürlüğü arasındaki ayrımın nitelik değil derece ve yoğunluk farkı olduğunu; tedbirin türü, süresi, etkileri ve uygulanma tarzı ile gündelik hayatın ne ölçüde denetim altında tutulduğunun birlikte değerlendirileceğini belirtmiştir. Kısıtlı bir alanda kalma zorunluluğu bulunmayan, gün boyu evden çıkabilen ve sosyal hayatını sürdürebilen başvurucunun hareket serbestisi geniş bulunmuş; Türkiye'nin taraf olmadığı Ek 4 No.lu Protokol'e giren seyahat özgürlüğü şikâyeti bireysel başvuru kapsamı dışında sayılmıştır. Karar başvurucu ALEYHİNEDİR: başvuru konu bakımından yetkisizlik nedeniyle oybirliğiyle kabul edilemez bulunmuştur. Kararın mahsup tartışmasına yansıması dolaylı ama açıktır. Mahkeme mahsubu anayasal bir güvence olarak Anayasa'nın 19. maddesine bağlamaktadır; hürriyetten yoksunluk düzeyine ulaşmayan imza ve yurt dışı yasağı tedbirlerinde geçen sürenin cezadan düşülmesi için bu çizgide anayasal bir dayanak kalmamaktadır. 5271 sayılı Kanun'un 109. maddesinin altıncı fıkrası da adli kontrolde geçen sürenin mahsubunu kural olarak dışlamakta, konutu terk etmeme ile tedavi tedbirini ayrı tutmaktadır.

Kararı İncele
Yargıtay24.12.2025
2023/232 2025/607

Denetimli Serbestlik İhlal Edilirse Ne Olur? Kapalı Kuruma İade ve Kaçma Suçu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24 Aralık 2025 tarihli kararında denetimli serbestlik yükümlülüklerini ihlal ettiği için kapalı ceza infaz kurumuna iade edilen ve iki gün içinde teslim olmayan hükümlünün, hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan cezalandırılıp cezalandırılamayacağını tartışmıştır. Olayda hükümlü, denetim planındaki grup çalışmalarına katılmamış, uyarıya rağmen imza yükümlülüğünü de ihlal etmiş; infaz hâkimliği denetimli serbestlik kararını kaldırarak son ihlal tarihinden itibaren kurumda infaza karar vermiştir. Karar hükümlünün bildirdiği son adrese değil doğrudan kayıtlı adresine tebliğ edilmiş; ne kararda ne de mazbatada iki gün içinde teslim olma yükümlülüğü ve sonucu hakkında bir ihtar yer almıştır. Yerel mahkeme mahkûmiyet kararı vermiş, Yargıtay 8. Ceza Dairesi hükmü onamıştır. Genel Kurul, tebligatın usulsüz olduğunu fakat öğrenme ile geçerli hâle geldiğini kabul etmekle birlikte, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkeleri gereği ihtar yapılmayan hükümlünün teslim olmama biçimindeki ihmalinin kasıtlı sayılamayacağı sonucuna varmış ve mahkûmiyeti bozmuştur. Karar hükümlü lehinedir; ancak lehe sonuç yalnız kaçma suçuna ilişkindir, ihlal nedeniyle verilen iade kararı ve kurumda infaz sonucu değişmemiştir. Karar, ihlal sonrası zincirde ihtarın zorunlu bir halka olduğunu Genel Kurul düzeyinde ortaya koyması bakımından yol göstericidir.

Kararı İncele