İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Ahşap kaplı uzun bir koridor; sol duvardaki kafesli pencerelerden gelen ışık zemine desen düşürüyor

Emsal Kararlar Kütüphanesi

Yargıtay, İstinaf ve Anayasa Mahkemesi'nin güncel ve emsal niteliğindeki kararlarını, hukuki incelemelerimizle birlikte bu arşivde bulabilirsiniz.

Anayasa Mahkemesi24.10.2024

Uzun Süren Dava İçin Devletten Tazminat Alınabilir mi? Komisyonun Düşük Rakamına AYM Freni

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, on iki yılı aşan bir ceza yargılaması için Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonunun takdir ettiği 7.500 TL manevi tazminatı yetersiz buldu ve makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Karar başvurucu lehinedir. Başvurucu 2006'da gözaltına alınmış, on sanıklı dava üç derecede 12 yıl 29 gün sürmüş ve beraatle sonuçlanmıştı. Uzun yargılama şikâyeti önce Anayasa Mahkemesine gitmiş, Mahkeme 2018'de Komisyon yolunun tüketilmesi gerektiğini söylemişti. Komisyon ihlali kabul etti ama tutarı düşük belirledi; Ankara Bölge İdare Mahkemesi itirazı reddetti. Anayasa Mahkemesi, tutarın makul sürenin aşımıyla orantılı olmadığını ve kendi içtihadına uymadığını tespit etti. Giderim olarak para ödemedi: dosyayı yeniden karar verilmesi için Bölge İdare Mahkemesine gönderdi, 50.000 TL manevi ve 50.000 TL maddi tazminat taleplerini reddetti, 30.000 TL vekâlet ücretini yargılama gideri olarak başvurucuya ödetti. İki iddia ise kabul edilemez bulundu: Komisyonun vekâlet ücretine hükmetmemesi ihlal değildir, çünkü Komisyon idari bir kuruldur ve yargı mercii sayılmaz; bireysel başvuruda geçen sürenin hesaba katılmadığı iddiası ise itiraz aşamasında ileri sürülmediği için başvuru yolları tüketilmemiş sayıldı. Karar, Komisyon rakamının denetlenebildiğini ve her itirazın idari yargı aşamasında dile getirilmesi gerektiğini gösteriyor.

Kararı İncele
Yargıtay22.10.2025
2025/8637 2025/14493

Araç Değer Kaybı Davasında Yargıtay Neye Bakıyor? Önceki Hasar, Ehliyet ve Belirsiz Alacak

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, maddi hasarlı bir trafik kazasının ardından açılan değer kaybı ve araç mahrumiyeti davasında ilk derece mahkemesinin ret kararını kanun yararına bozdu. Karar araç maliki lehinedir. Yerel mahkeme davayı iki gerekçeyle reddetmişti: değer kaybı talebi belirsiz alacak davasına konu olamaz ve araç malikinin sürücü belgesine kaza tarihini kapsayacak biçimde el konulmuştur. Yargıtay her iki gerekçeyi de yanılgılı buldu. Değer kaybının, aracın kaza tarihindeki ikinci el rayiç değeri ile tamir edilmiş hâlinin rayiç değeri arasındaki fark olarak; önceki kazalar, yaş, özellikler, hasar miktarı ve hasarlı parçaların niteliği gözetilerek hesaplanması gerektiğini, araç mahrumiyet zararının ise makul tamir süresi ile aynı vasıftaki aracın kira bedeline göre belirleneceğini söyledi. Bu hesaplar özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden davacının alacağını dava açmadan belirlemesi beklenemez; belirsiz alacak davasında hukuki yararı vardır. Kaza anında aracı eşi kullandığı ve sürücünün kusuru bulunmadığı için malikin ehliyetinin geçici olarak geri alınmış olması tazminat talebine engel değildir. Bozma, kesinleşmiş karar üzerinde sonuca etkili olmamak üzere verildi; davacının dosyası yeniden görülmeyecek, ancak ilke sonraki davalara yol gösterecek. Aracın önceden hasarlı olması da hesabı engellemez, yalnızca hesaba veri olarak girer.

Kararı İncele
Yargıtay11.03.2026
2026/412 2026/2230

Fazla Mesai Tanıkla İspatlanır mı? Husumetli Tanık ve İşyeri Kayıtları (Yargıtay)

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emeklilik nedeniyle işten ayrılan bir kontrol sorumlusu-operatörün fazla çalışma ücreti davasında iki ayrı dönem için iki ayrı sonuç verdi. Karar kısmen işçi lehinedir: davacının dosyaya sunduğu bir yıllık işyeri giriş-çıkış kayıtları, yerel mahkemece "davalı şirkete ait olduğu anlaşılmıyor" gerekçesiyle dışlanmıştı. Daire, işverene bu kayıtları sunması için usulüne uygun kesin süre verildiğini ve kayıtların yine de ibraz edilmediğini tespit ederek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun belgeyi ibraz etmemeye ilişkin 220. maddesi uyarınca işçinin sunduğu kayıtların o dönem için esas alınması gerektiğine hükmetti ve kararı bozdu. Kayıt bulunmayan dönem bakımından ise karar işçi aleyhinedir: işyerinde sekizer saatlik üçlü vardiya düzeni sabitken tanıkların "fazla çalışma yapılıyordu" demesi, çalışmanın gün ve saat olarak somutlaştırılmaması karşısında ispat için yeterli görülmedi ve talebin reddi yerinde bulundu. İşverene karşı ayrı davası bulunan husumetli tanığın tek başına yeterli sayılmaması ve beyanının yan delille desteklenmesi gerektiği yönündeki alt derece değerlendirmesi ise bozma kapsamı dışında kaldı. Karar, fazla çalışmanın tanıkla ispatında belirleyici olanın tanığın varlığı değil, anlatımın somutluğu ve işyeri kaydıyla desteklenmesi olduğunu gösteriyor.

Kararı İncele
Yargıtay10.01.2019
2018/10718 2019/559

WhatsApp Grubundaki Mesajlar İşten Çıkarma Sebebi Olur mu? (Yargıtay Emsali)

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, bir mağaza çalışanının iş arkadaşlarıyla kurduğu WhatsApp grubundaki yazışmalar gerekçe gösterilerek yapılan feshi haksız buldu. Karar işçi lehinedir: kıdem ve ihbar tazminatı taleplerini reddeden yerel mahkeme kararı oybirliğiyle bozuldu. İşveren, mesajların bir arkadaşın telefonundan tespit edildiğini söyleyerek çalışandan istifa istemiş, reddedince ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık gerekçesiyle sözleşmeyi feshetmişti. Yerel mahkeme, ücret ve prim memnuniyetsizliğini paylaşan ve arkadaşlarına fazla gayret göstermemeyi telkin eden mesajları doğruluk ve bağlılığa aykırı sayıp davayı reddetmişti. Daire ise WhatsApp'ın kendi içinde korunan ve üçüncü kişilere kapalı bir sistem olduğunu, işçilerin iş akışını bozmadıkları sürece grup kurup burada iletişim kurmalarının yasak olmadığını ve bu iletişimin kişisel veri olarak korunmasının esas olduğunu vurguladı. Yazışmaların nasıl elde edildiği anlaşılamadığından, salt bu mesajlara dayanan fesih haksızdır ve tazminat taleplerinin kabulü gerekir. Yıllık izin ücretinin ödendiği yönündeki tespit ise bozma kapsamı dışında kaldı. Karar, işveren tarafından kaynağı belirsiz biçimde ele geçirilen özel yazışmaların fesih dayanağı yapılamayacağını gösteren yol gösterici bir emsaldir.

Kararı İncele
Yargıtay20.01.2026
2025/6890 2026/406

Yasal Haklarını Alarak İstifa Ettiğini Yazan İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi?

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, istifa dilekçesine yasal haklarını alarak ayrılmak istediğini yazan işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı yönündeki bölge adliye mahkemesi kararını bozdu; karar işçi aleyhine sonuçlandı. On üç yıla yakın çalışan formen, garanti kapsamında olmayan bir müşteri aracına başka bir araç üzerinden garanti işlemi açarak turbo parçası taktığını savunmasında kabul etmiş, savunmanın alınmasından dört gün sonra kendi el yazısıyla yazdığı dilekçeyle ayrılmıştı. Bölge adliye mahkemesi, şarta bağlı istifanın geçerli olmadığını ve tazminatların ödenmesi koşuluyla ayrılma talebinin ikale teklifi sayılacağını, işverenin dilekçeyi işleme koymasıyla ikalenin kurulduğunu kabul etmişti. Yargıtay, fesih bildiriminin kabule bağlı olmayan tek taraflı bir irade beyanı olduğunu, sözleşmeyi kimin sona erdirdiğinin önce belirlenmesi gerektiğini ve ikalede irade bozukluğu ile makul yarar denetiminin yapılacağını hatırlattıktan sonra somut olguya baktı: dilekçenin baskıyla alındığı kanıtlanmamıştı, işçinin eylemi ve savunması ortadaydı, dolayısıyla dilekçedeki ifadenin sonuca etkisi yoktu ve işçi haklı bir neden olmaksızın istifa etmişti. Bozma yalnız kıdem ve ihbar tazminatına ilişkindir; işverenin fazla çalışma ve genel tatil hesabına yönelik diğer itirazları reddedildi. Karar oy birliğiyle verildi.

Kararı İncele
Yargıtay11.03.2026
2025/4447 2026/1393

Ölümden Kısa Süre Önce Vekil Eşe Geçen Para Mirasa Dahil mi?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, uzun yıllar yatalak yaşayan mirasbırakanın ölümünden yaklaşık iki buçuk ay önce eşine verdiği vekâletnameyle satılan dairenin bedelinin terekeye dönmesini isteyen mirasçının davasını reddeden kararı onadı. Mirasçı, satış bedelinin mirasbırakanın banka hesaplarına hiç girmediğini, vekil eşin hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve bedelin miras payı oranında kendisine ödenmesi gerektiğini ileri sürmüştü. Daire üç noktayı netleştirdi. Birincisi, vekil mirasbırakanın eşi olduğundan aralarındaki para akışı tanıkla ispat edilebilir; yazılı belge şartı bu ilişkide aranmaz. İkincisi, birbiriyle uyumlu ve görgüye dayalı tanık anlatımlarıyla bedelin önce mirasbırakana ödendiği, mirasbırakanın da yıllarca süren bakım ve harcamalara karşılık minnet duygusuyla bu parayı eşine geri verdiği kabul edildi. Üçüncüsü, mirasbırakanın sağlığında altsoyu dışındaki bir yasal mirasçıya yaptığı karşılıksız kazandırma, mirasbırakan aksini açıkça belirtmedikçe miras payına mahsuben yapılmış sayılmaz ve denkleştirmeye tâbi değildir; bu karinenin aksini kanıtlama yükü davacı mirasçıdadır. Karar, dava açan mirasçı açısından aleyhe bir sonuçtur: ölüme yakın dönemde vekil eliyle nakde çevrilen malvarlığı, kazandırma iradesi kanıtlandığında terekeye dönmez. Uygulamada bu karar, sağlığında verilen paranın her hâlde geri alınacağı beklentisiyle açılan davalarda ispat yükünün ve eşler arası tanık istisnasının belirleyici olduğunu gösteriyor.

Kararı İncele
Yargıtay30.04.2026
2026/1954 2026/3550

Tenkis Davasında Ölünceye Kadar Bakma ile Devredilen Mal Terekeye Katılır mı?

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, mirasbırakanın 2007 yılında bir oğluna bağış ve ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devrettiği parseller için diğer mirasçıların açtığı tapu iptali, olmazsa tenkis davasında bölge adliye mahkemesi kararını her iki tarafın temyizi üzerine bozdu. Daire üç ilkeyi netleştirdi. Tapuda açıkça bağış olarak yapılan devirde gizlenen irade bulunmadığından muris muvazaasına ilişkin içtihadı birleştirme kararı uygulanmaz; bu işleme yalnız tenkis hükümleri işletilir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ivazlı bir akit olduğundan muvazaa kanıtlanmadıkça o mal terekeye katılarak tenkis hesabı yapılamaz; bu parsel için muvazaa iddiası ayrılıp kesinleşmesi beklenmelidir. Tenkis davasındaki bir yıllık hak düşürücü süre mahkemece kendiliğinden gözetilir ve dosyada bu inceleme hiç yapılmamıştır. Karar ayrıca tenkis hesabının adımlarını (net tereke, ölüm tarihi değeri, saklı payı zedeleme kastı, tenkis sırası, sabit tenkis oranı, bölünemeyen malda tercih hakkı) sıralamış; davalının süresinden sonra sunduğu eski hâle getirme talebinin kabulünü de hatalı bulmuştur. Sonuç iki taraf için karışıktır: davacılar bakma sözleşmesiyle devredilen parsel için muvazaa iddiasını yeniden esastan tartıştırma imkânı kazanırken, davalı ivazlı devrin hesap dışında kalması ve süre denetimi bakımından lehine, geç bildirdiği tanıklar bakımından aleyhine bir sonuç almıştır.

Kararı İncele
Yargıtay17.06.2025
2024/5636 2025/17253

Anayasal Düzene Karşı Suçta Emre Uyan Asker Fail mi Yardım Eden mi Sayılır?

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 15 Temmuz 2016 gecesi Gelibolu'daki kışladan emre rağmen zorla çıkarılan harp okulu öğrenci konvoyunda araç komutanı olan subayların hukuki durumunu ikinci kez ele aldı. Daire, önceki bozma ilamındaki ölçütü yineledi: darbe girişiminin planlama ve icra organizasyonundan önceden haberdar oldukları kanıtlanamayan, katkısı elverişli icra hareketlerine destek düzeyinde kalan ve ülke genelindeki fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmayan sanıklar Anayasayı ihlal suçunun faili değil, icrayı kolaylaştıran yardım edenidir. Bu yönüyle karar, mahkûmiyetin niteliği bakımından sanıklar lehinedir; yardım eden sıfatı cezada indirim kapısını açar. Ancak Daire, bozmaya uyduğunu söyleyen mahkemenin alt sınırdan ceza vermesini bozma ilamının gereğinin kısmen yerine getirilmemesi saydı; sanıkların konum, rütbe ve etkinlik dereceleri gözetilerek kusurla orantılı, azami hadde yakın bir ceza tertip edilmesi gerektiğini belirtti. Sonuç bu bakımdan sanıklar aleyhinedir: hüküm hem sanık müdafilerinin hem katılan vekilinin temyizi üzerine bozuldu, tutukluluk sürdürüldü ve dosya Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. Karar, emir ve eylemin suç teşkil ettiği açıkça belli olduğunda rütbe ve mesleki tecrübe sahibi personelin emrin ifası ya da hata savunmasına sığınamayacağını da tekrarlamaktadır. Devletin güvenliğine karşı suçlarda fail ile yardım eden arasındaki çizgi ve bu çizginin ceza miktarına yansıması bakımından yol gösterici bir karardır.

Kararı İncele
Yargıtay04.11.2025
2025/4096 2025/25638

Terör Örgütüne Yardım Edene Mükerrir İnfaz Rejimi Uygulanır mı? Koşullu Salıverilme Oranı Ne Olur?

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan hüküm giyen bir kişi hakkında verilen ek kararı kanun yararına bozdu. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, uyarlama yargılamasında cezayı indirmiş ancak TCK 58/9 uyarınca cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazdan sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına hükmetmişti. Karar temyiz edilmeden kesinleşmiş, hükümlünün on bir yıl sonra verdiği dilekçe üzerine Adalet Bakanlığı kanun yararına bozma yoluna gitmişti. Daire, Ceza Genel Kurulunun 2018 tarihli içtihadını izleyerek örgüte yardım etme suçunun üyelikten ayrı ve bağımsız bir suç tipi olduğunu, yardım eden kişinin TCK 6/1-j bendinde sayılan örgüt mensubu suçlulardan olmadığını ve bu nedenle hakkında TCK 58/9'un uygulanamayacağını kabul etti. Başsavcılığın isteminde ayrıca, yardım edenin cezasının 3713 sayılı Kanun'un 17/1. maddesi delaletiyle 5275 sayılı Kanun'un 107/4 ve 108. maddelerine göre infaz edileceği, bu hususun ise infaz aşamasında gözetileceği vurgulandı. Sonuç hükümlü LEHİNE: ek karar oy birliğiyle kanun yararına bozuldu ve dosya gerekli işlemler için mahalline gönderildi. Karar, terör suçlarında dörtte üç koşullu salıverilme oranı ile mükerrirlere özgü infaz rejiminin birbirinden ayrı kurumlar olduğunu somut bir dosyada ortaya koyuyor.

Kararı İncele
Yargıtay24.01.2024
2019/197 2024/33

Kavgada Düşerek Ölüm: Olası Kastla Öldürme mi, Yaralama Sonucu Ölüm mü, Bilinçli Taksir mi?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Niğde Kalesi'nin korkuluksuz ve nemli suru üzerinde çıkan kavgada iki gencin birlikte altı metre yetmiş santim yükseklikten düşmesi ve on beş yaşındaki gencin ölmesiyle sonuçlanan olayda eylemin hangi suçu oluşturduğunu karara bağlamıştır. İlk derece mahkemesi olayı basit taksirle öldürme saymış, Yargıtay 12. Ceza Dairesi ise sanığın düşme ve ölüm ihtimalini öngörmesine rağmen kavgayı sürdürdüğü gerekçesiyle olası kastla öldürmeden bozmuştu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını inceleyen Kurul, yaralama sonucu ölüme neden olma suçunun dört koşulunu saymış ve düşmeden önceki itişmenin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek düzeyde kaldığını, bu nedenle bu suçun uygulanamayacağını belirtmiştir. Kurul, sanığın kendisinin de aynı düşüşte hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasını ölüm neticesini kabullenmediğinin göstergesi sayarak eylemi bilinçli taksirle ölüme neden olma olarak nitelendirmiş; dairenin bozma kararını kaldırıp ilk derece hükmünü bu yönden bozmuştur. Karar oy çokluğuyla verilmiş, on iki üye üç ayrı gerekçeyle karşı oy kullanmıştır. Karar sanık bakımından karmadır: olası kastla öldürme tezini reddettiği için lehe, basit taksir kabulünü bilinçli taksire çevirip ceza artırımı öngördüğü için ilk hükme göre aleyhedir. Yaralama sonucu ölüm suçlamasıyla yargılananlar için, basit tıbbi müdahale sınırında kalan temasın bu suçu oluşturmayacağını söylemesiyle lehe bir emsaldir.

Kararı İncele