İşten ayrıldığı gün insan kaynakları biriminde kıdem tazminatının hesap pusulasıyla birlikte tek sayfalık bir belge daha uzatılır işçiye: "İşyerinden tüm ücret, fazla mesai, yıllık izin, kıdem ve ihbar haklarımı eksiksiz aldım, işvereni gayrikabili rücu ibra ederim." İmza atılır, hesaba bir tutar yatar, birkaç hafta sonra o tutarın hesaplanan haktan çok düşük olduğu anlaşılır. Soru hep aynıdır: o kâğıt imzalandıktan sonra dava açılabilir mi?
Türk Borçlar Kanunu bu sorunun cevabını işçi lehine ve emredici biçimde vermiştir. TBK m. 420, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesini dört şarta bağlar; şartlardan biri eksikse belge "kesin olarak hükümsüz" sayılır, gerçek tutarı göstermeyen belge ise yalnız içindeki miktar kadar makbuz hükmünde kalır. "Tüm haklarımı aldım" cümlesinin ağırlığı, imzanın kendisinden değil bu şartların karşılanıp karşılanmadığından gelir.
TBK m. 420 ibranamenin geçerliliğini dört birikimli şarta bağlar
İbra, alacaklının alacağından borçlu lehine vazgeçmesini sağlayan bir sözleşmedir. Genel borçlar hukukunda ibra şekle bağlı değildir; iş ilişkisinde ise kanun koyucu işçinin zayıf konumunu gözeterek özel bir düzen kurmuştur. Kanunun lafzı şöyledir: "İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır." (TBK m. 420/2)
Dört şart birlikte aranır. Biri karşılanıp diğeri eksik kaldığında belge ibraname olarak sonuç doğurmaz. Madde, 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'la getirilmiştir ve o tarihten bu yana değiştirilmemiştir. Kuralın kapsamı işçinin kendi alacaklarıyla sınırlı değildir; ölüm ve iş kazası tazminatları da aynı süzgeçten geçer.
| Şart | Ne aranır | Uygulamada sık görülen eksik |
|---|---|---|
| Yazılılık | İşçinin imzasını taşıyan yazılı belge | Sözlü "hesaplaştık" beyanı, imzasız e-posta |
| Bir aylık süre | Sözleşmenin sona ermesinden itibaren en az bir ay geçmiş olması | Çıkış günü ya da çalışma sürerken alınan belge |
| Tür ve miktar | Her alacak kalemi ve tutarı ayrı ayrı yazılı | "Tüm haklarım" gibi genel ifade, rakamsız matbu metin |
| Noksansız banka ödemesi | Hak tutarının tamamı, banka kanalıyla | Elden ödeme, hak tutarının altında ödeme |
Yazılılık şartı imzalı bir belgeyle karşılanır
İbra sözleşmesi yazılı olmalıdır; yazılı şeklin geçerlilik şartı olması, imzasız bir metnin ya da tanık beyanının ibra yerine geçmemesi demektir. Belgenin başlığının "ibraname", "feragatname" ya da "hesap kesim belgesi" olması sonucu değiştirmez; içerikte alacaktan vazgeçme iradesi varsa m. 420 uygulanır. Başlıksız bir ödeme dekontunun altına eklenen "başkaca hakkım yoktur" cümlesi de ibra beyanı içeren ödeme belgesi sayılır ve aynı maddeye tabidir.
Bir aylık süre fesih tarihinden itibaren işlemeye başlar
İbra tarihi itibarıyla iş sözleşmesinin sona ermesinden başlayarak en az bir ay geçmiş olmalıdır. Kanun koyucunun amacı, işçinin iş kaybının ilk baskısı altında ve işverene ekonomik olarak hâlâ bağımlıyken alacağından vazgeçmesini önlemektir. Çıkış günü, son mesai saatinde ya da sözleşme sürerken imzalatılan belge bu şartı taşımaz. Belgede yazılı tarihin gerçeği yansıtmadığı, örneğin ileri bir tarihin elle yazıldığı ileri sürülebilir; bu durumda belgenin gerçek düzenlenme tarihi her türlü delille araştırılır.
Somut bir takvimle: iş sözleşmesi 15 Mart'ta işverenin feshiyle sona ermişse, 2 Nisan tarihli bir ibraname süre şartını karşılamaz; mayıs ayında düzenlenen belge ise bu bakımdan sorun taşımaz. Sona erme tarihinin kendisi de tartışmalı olabilir. Bildirim süreli fesihte sözleşme bildirim süresinin sonunda, bildirim süresine ait ücretin peşin ödendiği fesihte ise fesih bildiriminin karşı tarafa ulaştığı anda sona erer. Bu tarihin fesih bildirimi ve SGK işten ayrılış bildirgesiyle birlikte belirlenmesi, sürenin hesabındaki tartışmaları baştan önler.
Alacağın türü ve miktarı tek tek gösterilmelidir
İbranamede hangi alacaktan ne kadar tutar için vazgeçildiği açıkça yazılmalıdır. "Kıdem tazminatı: … TL, ihbar tazminatı: … TL, yıllık izin ücreti: … TL" biçiminde kalem kalem düzenlenmeyen belge bu şartı karşılamaz. Matbu metinlerde sık görülen "çalıştığım süre boyunca hak ettiğim bütün ücret, fazla çalışma, hafta tatili, bayram ve genel tatil alacaklarımı aldım" ifadesi tür sayar ama miktar göstermez; m. 420/2 anlamında geçerli bir ibra oluşturmaz.
Ödeme noksansız ve banka aracılığıyla yapılmalıdır
Dördüncü şart iki unsur taşır. İlki ödemenin hak tutarına göre noksansız olmasıdır: işçinin gerçek alacağı 400.000 TL iken 250.000 TL ödenip ibraname alınmışsa belge geçerli bir ibra değildir. İkincisi ödemenin banka aracılığıyla yapılmasıdır; elden verilen nakit, kanunun aradığı ödeme biçimi değildir. Gerçek hak tutarının ne olduğu çoğu dosyada bilirkişi hesabıyla ortaya çıkar; kıdem tazminatının hesap unsurları ve tavanı kıdem tazminatı rehberinde ayrıntılı anlatılmıştır.
Noksansız ödeme şartı İş Kanunu m. 32/6 ile birlikte okunur: iş sözleşmelerinin sona ermesinde işçinin ücreti ile sözleşme ve kanundan doğan para ile ölçülmesi mümkün menfaatlerinin tam olarak ödenmesi zorunludur. Çıkışta yapılan eksik ödemenin bir ibra beyanıyla kapatılmaya çalışılması, iki hükmün birlikte uygulanmasıyla sonuç doğurmaz.
Şartlardan biri eksik olan ibraname kesin hükümsüzdür
Maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi açıktır: "Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür." Kesin hükümsüzlük, belgenin baştan itibaren hukuken sonuç doğurmaması ve hâkimin bunu kendiliğinden gözetmesi anlamına gelir. İşçinin ayrıca bir iptal davası açması ya da belgenin geçersizliğini belirli bir süre içinde bildirmesi gerekmez. İşveren alacak davasında ibranameye dayandığında mahkeme önce dört şartı denetler.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2025/6206, K. 2025/7368, 2 Ekim 2025 tarihli kararında bu denetimin nasıl işlediğini göstermiştir. Dosyada işçi, çalışmaya başladığı tarihten ayrıldığı güne kadar bütün ücret, fazla çalışma, hafta tatili, bayram ve genel tatil alacaklarını eksiksiz aldığını beyan eden bir ibraname imzalamıştı. İlk derece mahkemesi bu belgeye dayanarak fazla çalışma ve tatil alacaklarını reddetmiş, ibranamede yazılı tutarı da ihbar tazminatından düşmüştü. Daire, 6098 sayılı Kanun döneminde imzalanan belgenin m. 420'deki şartları taşımadığını, geçersiz ibranameye dayanılarak alacakların reddedilemeyeceğini belirterek kararı bozmuştur.
Kesin hükümsüzlüğün sonucu, ibranamede sayılan alacakların hiç ibra edilmemiş gibi yargılanmasıdır. Fazla çalışma, yıllık izin ya da kıdem tazminatı gibi kalemler her biri kendi ispat kuralına göre incelenir. Belge ortadan kalktığında işverenin geriye kalan savunması, iddia ettiği ödemeyi başka delillerle kanıtlamaktır.
Çalışma sürerken alınan periyodik ibranameler süre şartını karşılamaz
Bazı işyerlerinde her yıl sonunda ya da her ay bordroyla birlikte "bu döneme ait bütün alacaklarımı aldım" yazılı bir belge imzalatılır. Bu belgeler sözleşme devam ederken düzenlendiğinden, sözleşmenin sona ermesinden itibaren bir aylık sürenin geçmesi şartını yapısı gereği taşıyamaz. Kanun süreyi ilişkinin sona erdiği tarihe bağladığı için, dönem sonunda alınan belge ne kadar ayrıntılı olursa olsun m. 420/2 anlamında ibra sayılmaz. Bu tür belgelerin dosyadaki değeri, içerdikleri ve bankadan ödenmiş tutarlarla sınırlı bir ödeme kanıtı olmaktan öteye geçmez.
Ölüm ve iş kazası tazminatlarında da aynı şartlar aranır
Maddenin dördüncü fıkrası (TBK m. 420/4), ibra şartlarını yalnız işçinin kendi alacaklarıyla sınırlamaz. Destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacakları aynı kurala tabidir. İş kazası sonrasında işçiye ya da hayatını kaybeden işçinin eşine ve çocuklarına imzalatılan "bütün maddi ve manevi tazminat haklarımızı aldık" yazılı belgeler bu nedenle dört şart üzerinden denetlenir. Gerçek zarar tutarının altında kalan ödeme, içerdiği miktarla sınırlı makbuz hükmünde kalır ve banka şartı burada da geçerlidir.
Gerçek tutarı göstermeyen belge yalnız içindeki miktar kadar makbuz sayılır
Üçüncü fıkra ikinci bir kategori tanımlar (TBK m. 420/3): "Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur." Belge ibra işlevini yitirir ama tamamen değersiz hâle gelmez; yazılı tutar ödenmiş sayılır ve hesaplanan alacaktan düşülür.
Somut bir örnekle: kıdem tazminatı bilirkişi raporunda 380.000 TL hesaplanmış, işçi çıkışta "kıdem tazminatı olarak 300.000 TL aldım, başkaca hakkım yoktur" yazılı bir belge imzalamış ve bu tutar banka hesabına yatırılmış olsun. Belge ibra olarak geçersizdir, çünkü hak tutarı noksansız ödenmemiştir. 300.000 TL ise makbuz hükmünde kabul edilir ve mahsup sonrasında 80.000 TL ile fer'ileri dava konusu olabilir. Aynı belgede yazılı tutar elden ödenmişse, m. 420/3'ün son cümlesindeki banka şartı karşılanmaz.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2025/7807, K. 2025/10455, 29 Aralık 2025 tarihli kararında, yurt dışı şantiyede çalışan işçinin imzaladığı ibranamenin TBK m. 420/2'deki şartları taşımadığını tespit etmiştir. Daire, ibranamede ve işçi imzası bulunmayan bir tahakkuk belgesinde yazılı kıdem tazminatı tutarının, banka aracılığıyla yapılmış bir ödeme belgesi dosyaya yansımadığı hâlde mahsup edilmesini hatalı bulmuş ve hükmü bozmuştur.
Banka dışı ödeme ibra değil, ispatlanırsa ifadır
Banka şartı, işverenin elden yaptığı gerçek bir ödemeyi tamamen yok saymaz. Daire, ibranameyi geçersiz saydığı E. 2025/6206, K. 2025/7368 sayılı kararında bu ayrımı açıkça kurmuştur: banka yoluyla ödeme zorunluluğu ibranamenin geçerliliği bakımından sonuca etkilidir, ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur. Daire aynı kararda, ibranamede yazılı ihbar tazminatının banka yoluyla ödendiğine dair bir bilgi ve ifayı gösteren başka bir ödeme belgesi bulunmadığı için mahsubu hatalı bulmuştur.
Bu ayrım işçi ve işveren için farklı sonuç doğurur. İşveren, elden yaptığı ödemeyi imzalı bir ödeme belgesi ya da başka bir delille kanıtlarsa o tutar alacaktan düşülür; kanıtlayamazsa ibranamedeki rakam tek başına ödeme sayılmaz. İşçi bakımından elden aldığı tutarı inkâr etmek yerine, belgenin hangi şartı taşımadığını ve gerçek hak tutarının ne olduğunu ortaya koymak dosyayı daha sağlam bir zemine taşır.
İhtirazi kayıt ibranamenin geçerliliğini değil, ispatın yönünü etkiler
İhtirazi kayıt, belge imzalanırken düşülen "haklarım saklıdır", "fazla çalışma alacaklarım saklı kalmak kaydıyla" gibi bir çekince şerhidir. İbranamenin geçerliliği TBK m. 420'de dört şarta bağlandığından, şerh düşülmemiş olması geçersiz bir ibranameyi geçerli kılmaz; şerh düşülmüş olması da şartları taşıyan bir belgenin kapsamını kendiliğinden daraltmaz. Şerhin asıl etkisi ispat alanında görülür.
Ücret bordrolarında bu etki belirgindir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2025/9677, K. 2026/4396, 12 Mayıs 2026 tarihli kararında yerleşik ilkeyi yeniden açıklamıştır: işçinin imzasını taşıyan bordroda fazla çalışma ücreti ödendiği görülüyorsa işçi kural olarak daha fazla çalıştığını ileri süremez. İşçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönünde ihtirazi kaydı bulunduğunda ise bordroda görünenden fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordrolar imzalı ve ihtirazi kayıtsızsa işçinin daha fazla çalıştığını yazılı belgeyle kanıtlaması gerekir. Uygulamada sık karşılaştığımız durum, çıkışta imzalanan belgeye şerh düşülmemiş olmasının işçide "artık dava açamam" kanaati yaratmasıdır; oysa ibranamenin m. 420 denetimi şerhten bağımsız yapılır.
Matbu bir belgenin imzalanması kaçınılmazsa, imzanın altına el yazısıyla tarih ve "fazla çalışma, yıllık izin ve bakiye tazminat alacaklarım saklıdır" gibi somut bir çekince yazılması, ileride uyuşmazlığın kapsamını göstermesi bakımından yararlıdır. Belgenin bir örneğinin işçide kalması ve banka hesap hareketlerinin saklanması da gerekir.
Belgeye çekince yazılamadığı durumlarda, imzadan kısa süre sonra işverene gönderilecek yazılı bir bildirim aynı işlevi kısmen görebilir. Noter aracılığıyla ya da kayıtlı elektronik posta ile gönderilen bu bildirimde imzalanan belgenin tarihi, ödenen tutar ve saklı tutulan alacak kalemleri belirtilir. Bu tür bir bildirim belgenin geçersizliğini tek başına sağlamaz; ancak işçinin hangi alacakları talep etmeye devam ettiğini tarihli olarak gösterir ve arabuluculuk başvurusunda uyuşmazlığın kapsamını belirlemeye yardımcı olur.
İbra savunmasının ve ödemenin ispatı işverene düşer
Türk Medeni Kanunu m. 6 uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Alacak davasında "işçi beni ibra etti" ya da "ödeme yaptım" diyen işveren, hem ibranamenin m. 420'deki şartları taşıdığını hem de ödemenin hak tutarında ve banka aracılığıyla yapıldığını ispatlamalıdır. Bunun için banka dekontu, ödeme açıklaması ve hesap ekstresi dosyaya sunulur; açıklamasında hangi alacak için ödendiği yazmayan bir havalenin hangi kaleme mahsup edileceği ayrıca tartışma konusu olur.
İşçi tarafında ispat yükü, alacağın varlığına ve miktarına ilişkindir: çalışma süresi, ücret, fazla çalışma ve fesih biçimi işçinin ileri sürdüğü olgulardır. İbranamenin baskı altında imzalatıldığı, içeriğinin okutulmadığı ya da imzanın kendisine ait olmadığı iddiaları da ayrı ispat konularıdır. İmza inkârında belgenin imzası incelenir; m. 420 şartlarını taşımayan belge bakımından ise baskı iddiasının ispatına çoğu zaman gerek kalmaz, çünkü belge zaten hükümsüzdür.
İmza inkârı ve sonradan doldurulan kısımlar ayrı usule bağlıdır
Belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri süren işçi, HMK m. 208/1 uyarınca sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge aleyhine delil olarak kullanılır. İmza işçiye ait olduğu hâlde belgede sonradan eklenmiş tutarlar, değiştirilmiş tarihler ya da üzeri çizilmiş satırlar varsa HMK m. 207/1 devreye girer: senetteki çıkıntı, kazıntı veya silinti ayrıca onanmamışsa inkâr hâlinde göz önünde tutulmaz. İbranamenin tarih satırının farklı bir kalemle ya da sonradan doldurulduğu iddiası, bir aylık süre şartının denetiminde bu nedenle önem kazanır. Belgenin aslının dosyaya getirtilmesi ve gerekirse bilirkişiye yazı ve imza incelemesi yaptırılması bu iddiaların ispat aracıdır.
Şartları taşıyan bir ibraname bakımından irade sakatlığı ileri sürülebilir. Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, TBK m. 39 uyarınca yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan itibaren bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmezse sözleşmeyi onamış sayılır. Bu bir yıllık süre, geçerli görünen ibranameye karşı yürütülecek itirazın zamanlamasında belirleyicidir.
Geçerli bir ibraname kalem kalem hesap ve banka ödemesiyle kurulur
İşveren açısından m. 420 bir yasak değil, bir usul tarifidir. Hesaplaşmanın kalıcı olması isteniyorsa önce iş sözleşmesinin sona erdiği tarih kesinleştirilir ve alacak kalemleri ayrı ayrı hesaplanır: kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, son ay ücreti, kullanılmayan yıllık izin ücreti ve varsa fazla çalışma ile tatil çalışması karşılıkları. Hesaplanan tutarın tamamı, açıklama kısmında hangi kalem için ödendiği yazılarak işçinin banka hesabına gönderilir. İbraname, fesihten en az bir ay geçtikten sonra, ödenen her kalemi ve tutarı ayrı satırlarda göstererek düzenlenir.
Bu sıralamanın tersine çevrilmesi, yani ödemeden önce ya da çıkış günü imza alınması, belgeyi baştan zayıflatır. Hesabın dayandığı ücret bordroları, puantaj kayıtları ve izin defteri de dosyada tutulmalıdır; ibranamenin noksansız ödeme şartını karşılayıp karşılamadığı uyuşmazlık çıktığında bu kayıtlarla ölçülür. Yazılı ve tarihli bir hesap tablosunun işçiye verilmesi, tutarın neye göre belirlendiğini iki taraf için de görünür kılar.
Kalemlerden birinde gerçek bir tartışma varsa, örneğin fazla çalışmanın varlığı ya da miktarı konusunda taraflar anlaşamıyorsa, ibraname bu tartışmayı kapatmaya elverişli bir araç değildir. Noksansız ödeme şartı, tartışmalı kalemin de gerçek tutarıyla ödenmesini gerektirir. Gerçek bir uyuşmazlığın çözümü için kanunun öngördüğü yol arabuluculuktur.
Arabuluculuk anlaşma belgesi ibranameden farklı kurallara tabidir
İş uyuşmazlıklarında arabuluculuk 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3 ile dava şartı hâline getirilmiştir. Arabuluculuk sonunda anlaşmaya varılırsa 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) iki sonuç bağlar: kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller dışında, taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi ilam niteliğinde belge sayılır (HUAK m. 18/4) ve "üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz" (HUAK m. 18/5). Çıkışta imzalanan ibraname ile arabulucu önünde imzalanan anlaşma belgesi bu yüzden aynı ölçütle değerlendirilmez.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2025/5689, K. 2025/7562, 8 Ekim 2025 tarihli kararında bu ayrımın sınırlarını çizmiştir. Daire, usulüne uygun yürütülen arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin geçerliliğinin ibraya ilişkin TBK m. 420 hükümlerinden hareketle değerlendirilemeyeceğini kabul etmiştir. Aynı kararda bu sonucun yalnız gerçek bir uyuşmazlık üzerine, kanuna uygun yürütülen bir arabuluculuk faaliyeti için geçerli olduğu vurgulanmıştır. Ortada uyuşmazlık yokken işverence başlatılan, iş sözleşmesi henüz sona ermemişken kıdem ve ihbar tazminatına "alacağı yoktur" diye bağlanan süreç Daire'ye göre HUAK m. 18/5 anlamında bir anlaşma değildir; arabuluculuk, ödemeyi belgelendirme ya da fesih muhasebesini yapma aracı olarak kullanılamaz.
Kararın uygulamaya üç yansıması vardır. Daire'ye göre arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmadığı ya da usulüne uygun yapılmadığı iddiasında anlaşma belgesinin iptali, bir yıllık süre içinde dava açılmış olmasına bağlı değildir. Usulsüz bir anlaşma belgesi söz konusuysa alacaklar m. 420 şartları ya da ifaya ilişkin hükümler gözetilerek incelenir. İrade sakatlığına dayanan iptal isteminde ise iptal iradesinin, yanılma veya aldatmanın öğrenildiği ya da korkutmanın ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. Kararın oy çokluğuyla verildiği ve karşı oyda anlaşma belgesinin iptalinin önce bağımsız bir davayla sağlanması gerektiği görüşünün savunulduğu da not edilmelidir; usul yolunun seçimi bu tartışma gözetilerek yapılmalıdır.
İkale sözleşmesi ve istifa dilekçesindeki ibra beyanları ayrı değerlendirilir
İkale, iş sözleşmesinin işçi ve işverenin karşılıklı anlaşmasıyla sona erdirilmesidir; ibra ise sona eren ilişkiden doğan alacaktan vazgeçmedir. İki işlem çoğu zaman aynı protokolde yer alır ve karıştırılır. Protokolün sözleşmeyi sona erdiren kısmı ikale hükümlerine, işçinin alacaklarından vazgeçtiğini gösteren kısmı ise TBK m. 420'ye tabidir. İkale protokolünün imzası çoğunlukla sözleşmenin sona erdiği günle aynı tarihi taşıdığından, içindeki ibra beyanı bir aylık süre şartını karşılamaz; makul yarar ölçütü ve ikale sonrası haklar ikale sözleşmesi rehberinde ayrıca ele alınmıştır.
İstifa dilekçeleri de aynı soruyu doğurur. İşverenin hazırladığı ve "hiçbir alacağım kalmamıştır" cümlesini içeren bir istifa metni, hem fesih iradesini hem de ibra beyanını aynı kâğıda yazar. Fesih kısmının değerlendirilmesi, işçinin gerçekte haklı nedenle mi ayrıldığı sorusuna bağlıdır; ücretin ödenmemesi ya da fazla çalışma karşılığının verilmemesi gibi sebepler işçinin haklı nedenle fesih hakkı kapsamında kıdem tazminatına hak kazandırabilir. İbra kısmı ise yine m. 420 süzgecinden geçer ve çıkış günü imzalanan bir metinde süre şartı karşılanmamış olur.
İbraname imzalamış işçinin dava yolu arabuluculukla başlar
Geçersiz ya da makbuz hükmünde bir ibraname imzalamış olmak, alacak davasının usul basamaklarını değiştirmez. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, fazla çalışma ve yıllık izin ücreti talepleri için önce dava şartı arabuluculuğa başvurulur; anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslı ya da arabulucu onaylı örneği dava dilekçesine eklenir (7036 sayılı Kanun m. 3/2). Arabuluculuk görüşmesinde işverenin ibranameye dayanması beklenir; m. 420 şartlarının hangisinin eksik olduğunun bu aşamada somut olarak gösterilmesi, müzakerenin zeminini belirler.
Zamanaşımı süresi de alacağın türüne göre ayrı hesaplanır. İş Kanunu Ek m. 3 uyarınca kıdem tazminatı, bildirim şartına uyulmaksızın fesihten doğan tazminat, kötüniyet tazminatı ve yıllık izin ücretinin zamanaşımı süresi beş yıldır; ücret gibi dönemsel edimler de TBK m. 147/1 uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. Arabuluculuk sürecinde zamanaşımının durduğu da 7036 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. İhbar tazminatı davasında arabuluculuk, faiz ve zamanaşımının işleyişi ihbar tazminatı davası yazısında adım adım anlatılmıştır; kıdem tazminatının tutarı ise kıdem tazminatı hesaplayıcısıyla hesaplanabilir.
Dava dilekçesinde ibranamenin geçersizliği ayrı bir talep olarak değil, işverenin savunmasına karşı bir olgu olarak ileri sürülür; belge kesin hükümsüz olduğundan mahkeme bunu kendiliğinden de gözetir. Makbuz hükmündeki ödemeler bakımından ise hangi tutarın hangi kaleme mahsup edileceği dilekçede baştan gösterilmelidir; bu, bilirkişi hesabının iki kez yapılmasını önler.
Sık Sorulan Sorular
İbraname imzaladıktan sonra dava açılabilir mi?
İbranamenin TBK m. 420/2'deki dört şartı birlikte taşımadığı durumda dava açılmasına engel bir ibra yoktur. Yazılılık, sözleşmenin bitiminden itibaren bir ay geçmesi, alacağın türü ve miktarının yazılması ile hak tutarının noksansız ve banka aracılığıyla ödenmesi şartlarından biri eksikse belge kesin hükümsüzdür. Ödeme hak tutarının altında kalmışsa belgede yazılı ve bankadan ödenmiş tutar, alacaktan düşülecek bir makbuz olarak dikkate alınır.
İşten çıkış günü imzalanan "tüm haklarımı aldım" belgesi geçerli midir?
Çıkış günü imzalanan belge, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir ay geçmesi şartını taşımaz. Belge ayrıca alacak kalemlerini ve tutarlarını tek tek göstermiyorsa ikinci bir şart da eksik kalır. Böyle bir metin ibra sonucunu doğurmaz. Belgede yazılı ve banka aracılığıyla ödenmiş tutar makbuz olarak mahsup edilir; elden yapılan bir ödeme ise ancak işverence ayrıca ispatlanırsa ifa olarak düşülür.
Elden alınan para alacaktan düşülür mü?
Elden yapılan ödeme ibranamenin geçerlilik şartını karşılamaz, ancak gerçekten yapılmış ve ispatlanmışsa borç o ölçüde ifa yoluyla sona erer. Yargıtay, banka dışı ödemelerde borcun ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ereceğini kabul etmektedir. İspat yükü ödeme savunmasında bulunan işverendedir; ibranamedeki rakam tek başına bu ispatı sağlamaz.
İhtirazi kayıt düşmeden imzalanan ibraname bağlayıcı olur mu?
Bağlayıcılık TBK m. 420'deki dört şarta göre belirlenir; ihtirazi kaydın bulunmaması şartları taşımayan bir belgeyi geçerli hâle getirmez. Çekince şerhi daha çok bordro ve ödeme belgelerinde ispatın hangi delillerle yapılabileceği bakımından önem taşır. Şerh düşülmüş bir belge, uyuşmazlığın hangi kalemleri kapsadığını da baştan gösterir.
Arabulucu önünde imzalanan anlaşmaya rağmen alacak istenebilir mi?
Usulüne uygun bir arabuluculuk sonunda anlaşılan hususlar hakkında HUAK m. 18/5 uyarınca dava açılamaz ve bu belge TBK m. 420 ölçütüyle denetlenmez. Arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmadığı, usulsüz yürütüldüğü ya da ortada gerçek bir uyuşmazlık bulunmadığı durumlarda Yargıtay güncel bir kararında anlaşma belgesine HUAK m. 18/5 anlamında sonuç bağlamamıştır. İrade sakatlığı iddiasında ise TBK m. 39'daki bir yıllık süre gözetilmelidir.
Fesihten bir ay sonra imzalanan ibraname her durumda geçerli midir?
Bir aylık sürenin geçmiş olması dört şarttan yalnız biridir. Belgenin yazılı olması, her alacak kaleminin türü ve miktarıyla gösterilmesi ve hak tutarının noksansız olarak banka aracılığıyla ödenmiş olması da gerekir. Süre şartı karşılanmış ama ödeme gerçek hak tutarının altında kalmışsa belge ibra sonucu doğurmaz, içerdiği miktarla sınırlı makbuz hükmünde kalır.
Yakınları tarafından imzalanan ibraname iş kazası tazminatını sona erdirir mi?
İbra şartları, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır (TBK m. 420/4). Ölümlü ya da yaralanmalı iş kazasından sonra yakınlara imzalatılan belge de yazılılık, süre, tür ve miktar ile noksansız banka ödemesi ölçütleriyle denetlenir. Gerçek zararı karşılamayan ödeme, içerdiği tutar kadar mahsup edilir.
İbranamede yazan tutar hesaplanan alacaktan düşükse fark istenebilir mi?
Hak tutarının gerçek miktarda ödendiğini göstermeyen ibraname, TBK m. 420/3 uyarınca içerdiği miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Banka aracılığıyla ödenen tutar hesaplanan alacaktan mahsup edilir ve aradaki fark dava konusu yapılabilir. Farkın tespiti çoğu dosyada ücret, çalışma süresi ve ödeme kayıtları üzerinden bilirkişi hesabıyla yapılır.
İmzadan önce ve sonra masaya konacak beş belge
İbranamenin hukuki değeri, imzalandığı kâğıttan çok onu çevreleyen belgelerle ölçülür. Birincisi iş sözleşmesinin sona erdiği tarihi gösteren belgedir: fesih bildirimi, istifa dilekçesi ya da SGK işten ayrılış bildirgesi, bir aylık sürenin hesabında başlangıç noktasıdır. İkincisi ibranamenin kendisidir; tarihi, kalem kalem tutarları ve işçideki örneğiyle birlikte. Üçüncüsü banka hesap hareketleridir: ödemenin tarihi, tutarı ve açıklaması, m. 420'nin banka şartının tek kanıtıdır.
Dördüncüsü son bir yılın ücret bordroları ve varsa giriş-çıkış kayıtlarıdır; gerçek hak tutarı bunlar üzerinden hesaplanır ve ibranamedeki tutarın noksansız olup olmadığı bu karşılaştırmayla anlaşılır. Beşincisi, süreçte arabuluculuk yer almışsa başvuru tarihi, toplantı tutanakları ve anlaşma belgesidir; anlaşmanın gerçek bir uyuşmazlık üzerine ve usulüne uygun yürütülüp yürütülmediği bu belgelerden okunur. Beş belgenin bir arada değerlendirilmesi, "tüm haklarımı aldım" cümlesinin hukuken neyi karşıladığını ve neyi karşılamadığını somut olarak gösterir.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.
Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Kıdem Tazminatı Bordrosundaki İmza İbraname mi, Makbuz mu Sayılır?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 21.09.2021

Deneme Süresinde Çıkarılan İşçi, Transfer Sözleşmesindeki Cezai Şartı İsteyebilir mi?
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 08.04.2025

Kötüniyet tazminatında ispat yükü kimde, şikâyetten sonra çıkarılan işçi neyi kanıtlamalı?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 07.02.2019
Bu konuyla ilgili yazılar

İş Sözleşmesinde Deneme Süresi (İş K. 15): İki Ay, Bildirimsiz Fesih ve Kıdeme Sayılması
10 Ekim 2026, 17 dk okuma

Kötüniyet Tazminatı (İş K. 17/6): İş Güvencesi Olmayan İşçi, Üç Kat Tutar ve İspat
6 Ekim 2026, 17 dk okuma

Asıl İşveren–Alt İşveren (Taşeron) İlişkisi: Muvazaa Ölçütleri ve İşçi Alacaklarından Birlikte Sorumluluk
30 Eylül 2026, 18 dk okuma

