İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Ahşap kaplı uzun bir koridor; sol duvardaki kafesli pencerelerden gelen ışık zemine desen düşürüyor

Emsal Kararlar Kütüphanesi

Yargıtay, İstinaf ve Anayasa Mahkemesi'nin güncel ve emsal niteliğindeki kararlarını, hukuki incelemelerimizle birlikte bu arşivde bulabilirsiniz.

58 sonuç bulundu Ceza Hukuku kategorisindeFiltreleri temizle
Yargıtay12.01.2026

Temyiz Aşamasında Sanık Ölürse Dava Ne Olur?

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması suçundan kurulan iki hükmü birlikte incelemiş ve her iki sanık bakımından da hükümleri bozmuştur; karar bu yönüyle sanıklar lehinedir. Birinci sanık hüküm kesinleşmeden, temyiz aşamasında vefat etmiştir. Daire, Ceza Genel Kurulunun ilkesel kararına dayanarak, müsadereye tabi eşya bakımından ayrıca karar verilmesi gerekmiyorsa ve sanığın ölmediğine dair somut bir iddia ya da makul şüphe yoksa, dosyanın yerel mahkemeye gönderilip ölüm olgusunun mahallinde araştırılmasına gerek bulunmadığını; yargı ağı üzerinden alınan güncel nüfus kayıt örneğinin düşme kararı için yeterli olduğunu belirtmiştir. İkinci sanık yönünden ise farklı bir eksiklik saptanmıştır: bu sanık hakkında başka bir dosyada verilen silahlı terör örgütü üyeliği mahkumiyeti bölge adliye mahkemesince bozulmuştur. Daire, o dosyanın akıbeti araştırılmadan hukuki durumun belirlenemeyeceğini, eksik araştırmayla hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu kabul etmiştir. Karar, hem ölüm hâlinde izlenecek usulü hem de bağlantılı dosyaların sonucunun beklenmesi gereğini tek metinde göstermesi bakımından yol göstericidir. Uygulamada bu iki nokta, dosyanın yerel mahkemeye gönderilip aylarca gecikmesini önlemesi ve mükerrirlere özgü infaz rejimi gibi ağır sonuçların dayanağının denetlenmesini sağlaması nedeniyle savunma açısından doğrudan sonuç doğurur.

Kararı İncele
Yargıtay01.04.2026
2024/574 2026/199

Direnme Kararı Verilirken Esas Hakkında Mütalaa ve Son Söz Atlanırsa Ne Olur?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2013'ten beri süren ve nitelikli tehditten nitelikli yağmaya evrilen bir dosyada, ilk derece mahkemesinin Özel Daire bozmasına direnerek kurduğu mahkûmiyet hükümlerini savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle bozdu. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, sanıklar ile katılanlar arasındaki alacak-borç ilişkisinin mali bilirkişiyle araştırılıp eylemin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesindeki daha az cezayı gerektiren hâl kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi, para transferine aracılık eden kişinin tanık olarak dinlenmesi ve tekerrüre esas ilamların onaylı örneklerinin getirtilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuştu. Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesi 21.05.2024 tarihli oturumda bozma ilamını okuyup taraflara diyeceklerini sormuş; Cumhuriyet savcısının "önceki kararda direnilmesi kamu adına talep olunur" beyanından sonra esas hakkındaki görüşünü almadan, hazır bulunan sanıklar ve müdafilerine esasa ilişkin savunma imkânı tanımadan ve sanıklara son sözlerini sormadan direnme hükmü kurmuştu. Genel Kurul, savcının bozmaya karşı beyanı ile esas hakkındaki mütalaasının farklı işlevlere sahip savcılık işlemleri olduğunu, direnme hâlinde de yeterli bir esas hakkında mütalaanın usulî zorunluluk olduğunu ve 5271 sayılı Kanun'un 216/1 ve 216/3. maddelerine aykırı biçimde son söz verilmeden hüküm kurulmasının savunma hakkını kısıtladığını belirterek hükümleri diğer yönleri incelenmeksizin bozdu. Karar sanıklar LEHİNEDİR: mahkûmiyet hükümleri ortadan kalkmış, yargılama usule uygun biçimde yenilenecektir. Karar 01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.

Kararı İncele
Yargıtay08.04.2026
2026/179 2026/221

Öldürme Kastı Ne Zaman Şüpheli Sayılır? Yargıtay'ın Ölçütleri ve Sanığın Temyizi Atlanırsa Ne Olur?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki katılana yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından 10 ve 11 yıl hapis cezasına mahkûm edilen sanık hakkındaki direnme hükmünü esastan incelemeden, usule ilişkin bir eksiklik nedeniyle dosyayı Özel Daireye geri gönderdi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 03.02.2025 tarihli bozma kararında, sanık ile katılanlar arasında öldürmeyi gerektirecek önceye dayalı husumet bulunmadığını, ani gelişen kavgada hedef alınan bölgelerin hayati olmadığını, yaralanmaların hayati tehlike doğurmadığını ve sanığın elinde öldürmeye elverişli araç varken yere düşen katılana yönelik eylemine devam etmediğini belirterek öldürme kastının şüpheli kaldığını; eylemlerin alt sınırdan uzaklaşılarak silahla kasten yaralama olarak cezalandırılması gerektiğini ifade etmişti. Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesi bu bozmaya direnmişti. Genel Kurul, sanığın 17.11.2025 tarihli temyiz dilekçesinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesinde ve Özel Daire incelemesinde yer almadığını saptadı; Yargıtay Kanunu'nun 28. ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 37. maddeleri uyarınca tüm temyiz edenlere ve tüm hükümlere yönelik görüşün tebliğnamede açıklanmasının zorunlu olduğunu, bu nedenle ek tebliğname düzenlenip tüm temyiz istemlerinin birlikte incelenmesi gerektiğini belirterek 1. Ceza Dairesinin kararını kaldırdı. Karar usule ilişkindir; sanık yönünden sonucu, temyiz isteminin görmezden gelinmeyeceği ve vasıf tartışmasının Özel Dairece yeniden ele alınacağıdır. Karar 08.04.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.

Kararı İncele
Yargıtay08.04.2026
2025/518 2026/210

Yabancı Uyruklu Sanığın Kimliği Onaysız Pasaport Fotokopisiyle Tespit Edilebilir mi?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, İstanbul Havalimanı'nda valizinde brüt 2.088 gram kokain ele geçirilen Özbekistan uyruklu sanık hakkında uyuşturucu madde ithal etme suçundan verilen 27 yıl hapis ve 75.000 TL adli para cezasına ilişkin direnme hükmünü, sanığın kimlik bilgilerinin eksik araştırmayla tespit edilmesi nedeniyle bozdu. İlk derece mahkemesi eylemi uyuşturucu ticareti sayarak 10 yıl hapis cezası vermiş; bölge adliye mahkemesi duruşma açarak eylemi ithal olarak nitelendirip cezayı 27 yıla çıkarmıştı. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, yabancı uyruklu sanığın nüfus ve adli sicil kayıtlarının vatandaşı olduğu ülkeden ve gerektiğinde uluslararası kuruluşlardan genelgeler doğrultusunda temin edilip duruşmada okunmadan, yalnızca pasaporttaki bilgiler ve sanığın beyanına dayanılarak hüküm kurulmasını 5271 sayılı Kanun'un 209. maddesine aykırı bularak bozmuş; bölge adliye mahkemesi direnmişti. Genel Kurul, dosyadaki onaysız pasaport fotokopisi (doğum tarihi 1978, pasaport 2020 tarihli), kolluk ifadesi (doğum tarihi 1972) ve Özbekistan makamlarından gelen yazı (pasaport 2014 tarihli) arasında çelişkiler bulunduğunu saptadı. Nüfus ve adli sicil kayıtlarının ilamın aidiyeti ve cezanın kişiselleştirilmesi için tereddütsüz belirlenmesi gerektiğini, Türk vatandaşı olmayanların kayıtlarının Adalet Bakanlığının 69/2 sayılı genelgesine göre, İnterpol üyesi Özbekistan için İnterpol Daire Başkanlığından istenmesi gerektiğini belirterek hükmü bozdu; tutukluluk devam etti. Karar sanık LEHİNEDİR. Karar 08.04.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.

Kararı İncele
Anayasa Mahkemesi04.06.2020

ByLock Verisi Tek Başına Mahkûmiyete Dayanak Olabilir mi? (AYM Genel Kurul)

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyette belirleyici delil olarak kullanılan ByLock verilerine ilişkin üç ayrı adil yargılanma şikâyetini incelemiştir. Verilerin hukuka aykırı elde edildiği iddiası bakımından, adli makamlara iletildikten sonraki sürecin sulh ceza hâkimliği kararıyla ve usul kanununa göre yürütüldüğü, verileri teslim eden kurumun niteliğinin tek başına delili hukuka aykırı kılmayacağı belirtilerek hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine oybirliğiyle karar verilmiştir; karar bu yönüyle başvurucu aleyhinedir. Delilin tek veya belirleyici biçimde kullanıldığı iddiası, tespit tutanağı ile bağlantı kayıtlarının birbirini doğrulaması ve delilden kişiye ulaşma yönteminin izlenmiş olması nedeniyle açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur. Dijital verilerin mahkeme huzuruna getirilmediği iddiası ise başvurucunun bu eksikliğin kendi yargılamasında yarattığı somut sorunları derece mahkemeleri önünde dile getirdiğini ortaya koyamaması nedeniyle temellendirilmemiş sayılmıştır. Karar, Anayasa Mahkemesinin delil değerlendirmesini kendisi yapmadığını, yalnızca bariz takdir hatası ve açık keyfîlik denetimi yaptığını açıkça ortaya koymaktadır. Kararda ayrıca, özet nitelikteki bağlantı kayıtlarının tek başına kişinin gerçek kullanıcı olduğunu göstermeyeceğine ve doğrulama bulunmayan hâllerde eksik araştırmayla hüküm kurulamayacağına ilişkin içtihat aktarılmıştır.

Kararı İncele
Anayasa Mahkemesi29.05.2024

Ev Hapsinde Geçen Süre Cezadan Nasıl Düşülür? (İki Gün Bir Gün Kuralı)

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, konutu terk etmeme (ev hapsi) adli kontrol tedbirinde geçen sürenin cezadan tam olarak değil, iki gün bir gün oranıyla mahsup edilmesini kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına aykırı bulmamıştır. Başvurucu hakkında doksan gün ev hapsi uygulanmış, bunun yarısı olan kırk beş gün 5271 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca mahkûmiyetinden düşülmüştür. Mahkeme, mahsubun Anayasa'nın 19 uncu maddesi kapsamında bir güvence olduğunu ve tamamen yasaklanamayacağını vurgulamış; ancak tedbirin fiziksel özgürlük üzerindeki etkisi tutuklamaya göre daha hafif olduğundan farklı bir mahsup oranı belirlenmesinin ölçülü olduğunu kabul etmiştir. Elektronik kelepçe nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiası süre aşımından, terör suçlarında koşullu salıverilme oranının dörtte üç uygulanması yönündeki kanunilik iddiası ise açıkça dayanaktan yoksunluktan kabul edilemez bulunmuştur. Karar başvurucu ALEYHİNEDİR: ihlal saptanmamış, mevcut mahsup uygulaması ve dörtte üçlük oran teyit edilmiştir. Buna karşılık kararın gerekçesi, mahsubun anayasal güvence niteliğini ve koşullu salıverilmenin lehe kanun ilkesine tabi olduğunu açıkça ortaya koyduğu için savunma tarafı bakımından da dayanak değeri taşımaktadır. Karar 29/5/2024 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.

Kararı İncele
Anayasa Mahkemesi19.03.2024

Kendini Suçlama Tehlikesi Olan Tanık İfade Vermeye Zorlanabilir mi?

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, hakkında henüz kesinleşmemiş bir mahkûmiyet kararı bulunan kişinin, aynı olay çevresinde başkaları hakkında yürütülen soruşturmada tanık olarak dinlenmek istenmesi üzerine ifade vermemesi nedeniyle otuz gün disiplin hapsine tabi tutulmasını kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali saymıştır. Mahkemeye göre susma ve kendini suçlamama güvencesi yalnız şüpheli ve sanıklara değil, vereceği beyan hakkında yeni bir suç isnadına ya da mevcut isnadın ispatına yol açabilecek TANIKLARA da uzanır. Türk hukukunda tanığa beyanının kendi aleyhine kullanılmasını önleyen bir yargısal muafiyet bulunmadığı için, tanığın kendini suçlama ile disiplin hapsi arasında seçim yapmaya zorlanması bu güvenceyle bağdaşmaz. Sonuç olarak başvurucunun tanıklık yükümlülüğü altında olmadığı, dolayısıyla özgürlüğünden yoksun bırakılmasının kanunî bir temeli bulunmadığı kabul edilmiştir. Karar başvurucu LEHİNEDİR: ihlal tespit edilmiş ve net 90.000 TL manevi tazminata hükmedilmiş, maddi tazminat talebi belge sunulmadığı için reddedilmiştir. Kararda ayrıca, tanıklık yükümlülüğünün kaynağını oluşturan normlarda hâkim kararı alınması şartı öngörülmediği için tutmanın "kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak tutma" başlığı altında incelendiği; kanunîlik şartı sağlanmadığından meşru amaç ve ölçülülük denetiminin ayrıca yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir. Disiplin hapsi başvurudan önce infaz edildiği için tazminat dışında bir giderim öngörülmemiştir. Karar 19/3/2024 tarihinde İkinci Bölüm tarafından oy birliğiyle verilmiştir.

Kararı İncele
Anayasa Mahkemesi05.10.2023

Tutukluluk İncelemesi Ne Kadar Süre Duruşmasız Yapılabilir?

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, tutuklu bir sanığın tutukluluk durumunun iki ayı aşan bir süre boyunca hâkim veya mahkeme önüne çıkarılmaksızın yalnızca dosya üzerinden incelenmesini, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali saymıştır. Karar başvurucu lehinedir ve oy birliğiyle verilmiştir. Olayda tutukluluk incelemeleri salgın hastalık tedbirleri gerekçe gösterilerek uzun süre duruşmasız yürütülmüş; başvurucu, kanunda öngörülen doksan günlük azami süreye uyulduğu savunmasına karşı, itirazlarını hiçbir aşamada sözlü olarak dile getiremediğini ileri sürmüştür. Mahkeme, kanuni sürenin varlığının tek başına yeterli olmadığını, anayasal denetimde makul aralık ölçütünün esas alındığını vurgulamıştır. Karara göre tutuklu kişinin tutukluluğa dayanak delillerin içeriğine ve nitelendirilmesine, lehine ve aleyhine olan görüşlere karşı beyanlarını ve tahliye taleplerini hâkim önünde sözlü olarak ileri sürebilmesi silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gereğidir. Salgın koşulları bu hakkın askıya alınmasını haklı kılmaz; çünkü duruşmaların ses ve görüntü bağlantısı yoluyla yapılması önünde bir engel bulunmamakta, bu yöntemin bizzat katılım kadar sakıncalı olduğu da söylenememektedir. Mahkeme, olağan dönemde iki ayı aşan duruşmasız inceleme uygulamasını ihlal olarak nitelendirmiş; başvurucu karar tarihi itibarıyla hâkim önüne çıkarıldığından ihlalin sonuçlarının giderilmesi için ayrıca yapılması gereken bir işlem bulunmadığını belirterek yargılama giderlerinin ödenmesine hükmetmiştir.

Kararı İncele